 |
Karlsruhe Üniversitesi:
Ben Istanbul (Erkek) Lisesi 2001, ITÜ Kontrol Müh.
2005 mezunlarindan Ozan Demir. 2005 yilindan itibaren Karlsruhe
Üniversitesinde “Elektrotechnik und Informationstechnik”
alaninda master ögrenimime devam etmekteyim. Su ana kadar
girdigim bütün sinavlarda basarili oldum ancak bu
düsündügümden çok daha zor oldu.
Üniversiteye kayit olduktan sonra 5 ve 6. dönemlerden
3 zorunlu dersim oldugunu gördüm, ve bu dersler
benim için oldukça zor ve sikici derslerdi.
Sizlere üniversitenizi seçerken programlardaki
derslere çok dikkat etmenizi öneririm.
Karlsruhe Üniversitesi hakkindaki düsüncelerim
oldukça olumlu. Üniversite Almanya’da (mühendislikte)
oldukça iyi bir üne sahip. Özellikle de Makine
müh, endüstri müh ve informatik alanlarinda
çok önemli bir üniversite. Bu ün ve
hocalarin motive edici yaklasimi ögrencilere bir kendine
güven katmakta. (en azindan bende böyle oldu) Dersler
oldukça zor olmakla beraber, bu zorlugun bana bir seyler
kattigini fark edebiliyorum. Ben burada almanca bir programa
kayitliyim, zaten sadece bir tane Ingilizce program var. Ingilizce
program disinda da master ögrencilerine ayri dersler
açilmamakta. Bu durum Almanca da sorun yasayan ögrenciler
için bir zorluk olabilir. (Karlsruhe Universitesinde
saniyorum ki gelecek kislan itibaren diplom ögretimi
son bulacak ve bütün üniversite de bachelor-
master ögretimine geçilecek. Saniyorum ki bundan
dolayi ders programlari da farklilasacak, bu yüzden benim
verdigim bu bilgiler de gelecek seneden itibaren geçerli
olmayabilir.) Karlsruhe sehri ile ilgili yorum yapmak gerekirse…
Sehir 270.000 nüfuslu, Istanbul’dan sonra oldukça
küçük. Bir baska sikinti da yurt ya da ev
bulmakla ilgili. Basvuran ve kabul alan ögrencilere hemen
ev veya yurt basvurularina baslamalarini öneririm. Ben
üniversitedeki danismanimin yardimi ile bir ögrenci
yurduna yerlestirildim ve yurt hayatindan oldukça memnunum.
Özelliklede ilk basta, yeni insanlarla tanismak ve ortaya
çikan bir çok programa çözüm
aramakta, bana yurttaki diger ögrencilerin çok
yardimi oldu. OZAN (09.03.2007)
Ludwig-Maximilians Universitesi Münih:
Ben Münich-Ludwig Maximilians Universitesinde de alman
hukuku mastiri yapiyorum. Siz biraz bu program hakkinda ve
öncesinde neler yapilmasi gerektigi hakkinda belki birkaç
ipucu verebilirim. Bir senelik (iki semester) olan bu LL.M.
programi, alman hukuku ve Avrupa hukuku olmak üzere iki
programa ayriliyor. Eger alman hukuku olanini tercih edecekseniz
sadece almanca bilginizi belgelemeniz (Sprachdiplom, DSH ya
da TestDaF) yeterli. Eger Avrupa hukukunu tercih edecekseniz
ayrica Ingilizcenizi de belgelemeniz gerekmektedir. Yabanci
dilinizin hangi seviyede olmasi gerektigini asagida belirtecegim
üniversitenin sayfasindan ögrenebilirsiniz. Ben
alman hukukunda mastirimi yaptigim için size anca bu
konuda bilgi verebilirim. Program ekim ayinda baslayip ikinci
dönem sonunda yani agustos ayi gibi sona eriyor. Ilk
dönemde ceza, özel ve kamu alman hukuku derslerini
zorunlu olarak aliyoruz ve bunun yaninda seçmeli derslerimiz
oluyor. Aldigimiz bu zorunlu üç dersten dönem
sonunda sinava giriyoruz. Onsekiz üzerinden degerlendirilen
sinavlarda geçme notu dört. Geçmenizin
pek sorun olacagini sanmiyorum ama yüksek not almak biraz
zor. Sinavlarda Gutachtenstil dedikleri bir inceleme yöntemi
bize biraz yabanci oldugundan dolayi biraz zorlandigimi söylemeliyim.
Ama bu sinavlarin diploma not ortalamasinda sadece toplam
%12 lik bir yeri var, ayrica notlarinizdan memnun kalmadiginiz
takdirde nisan ayinda not yükseltme sinavlarina girme
sansiniz bulunmaktadir. Sinav döneminden sonra, ilk dönem
size tezinizde danismanlik yapacak olan profesörünüzle
tanisiyorsunuz. Tez konusunu birlikte görüsüp
belirleme sansiniz oluyor. Bu mastir tezinin not ortalamasinda
% 50, ikinci dönem sonunda ilk dönemde görülen
zorunlu derslerden olusan sözlü sinavin % 25 lik
katkisi var. Sinavlardan da geri kalan % 13 lük kismi
seminer çalismasinda alacaginiz not belirliyor. Bu
çalisma mastir tezinin küçük bir versiyonu.
Sene sonunda sözlü sinavdan geçer ve teziniz
de kabul edilirse LL.M. diplomasina sahip oluyorsunuz. Hiç
gözünüzde büyütmeyin, düzenli
çalistiktan sonra her sey çok kolay. Simdi size
biraz da Münih’teki hayattan ve kosullardan bahsetmek
istiyorum. Çok güzel, düzenli ve en önemlisi
çok güvenli bir sehir olmasina ragmen oldukça
pahali bir sehir oldugunu söyleyebilirim. Eger ilk dönem
baslamadan en azindan iki ay önce gelip herhangi bir
ögrenci yurdunda yer bulmadiysaniz bir ev kiralamak durumunda
kalacaksiniz. Ve bu evlerin kirasi, tek odali olsalar bile
en azindan 400 Euro’dan basliyor. Bu yüzden erkenci
olup bir yurtta yer bulmaya bakin derim. Ulasim konusunda
hiçbir sorun yasamazsiniz çünkü mükemmel
bir ulasim sistemleri var (U-Bahn dedikleri metro, otobüs
ve tramvaylar). Bu ulasim araçlarini kullanmak için
aylik bir kart alirsaniz ( asagi yukari 35 Euro) bütün
ay boyunca hepsini sinirsiz kullanma hakkiniz oluyor. Yemek
içme ihtiyacinizi cafelerde, restoranlarda, ünlü
dönercilerimizde veya en ucuzu marketlerden karsilayabilirsiniz.
Yani aylik giderinizi Münih’te asagi yukari 700
Euro’yu buluyor. Ama sehrin bir avantaji da is imkâninin
çok olmasi. Hukukçu olarak buradaki hukuk bürolarinin
Türkçe bilen hukukçulara ihtiyaçlari
çok. O yüzden buraya geldiginiz zaman hukuk bürolarina
stajyer veya avukat olarak çalismak için basvurabilme
imkâniniz var. Hem alman hukukunu pratikte bizzat görmek
gibi büyük bir deneyim sahibi olma firsatini elde
etmis olacaksiniz. Bunun yaninda tabi sinirsiz garsonluk yapma
sansiniz her zaman olacaktir:) Kültürel etkinlikler
çok ve çesitli. Üniversitenin de bünyesinde
birçok aktiviteye katilabilirsiniz. En önemlisi
üniversite ücretsiz dil kursu, spor gibi imkânlar
da sunuyor. Kütüphanelerde de ögrenciler birçok
imkâna sahipler. Istediginiz kitabi ödünç
alabiliyor veya ismarlayabiliyorsunuz. Kaynak konusunda sikinti
çekmeyeceginiz kesin.
Aklima gelen bunlar. Umarim az da olsa sorulariniza cevap
bulabilmissinizdir. Herkese bol sans!... EDA (13.02.2007)
Fachhochschule Koblenz:
Almanya´da Köln ve Frankfurt arasinda Höhr-Grenzhausen
adinda küçük bir sehirde yasiyorum. Okulum
Fachhochschule Koblenz Institut für Künstlerische
Keramik und Glas. Sanatsal Seramik adli bir bölümde
egitim aliyorum. Okula bir dergide rastlamistim sonra Internetten
arastirdim, okul küçük ve sehir orman içinde
oldugundan denemeye karar verdim. Okula kabul edilmek için
sözlü ve iki asamali pratik yeteneklerinizi ölçen
bir sinavdan geçmeniz gerekiyor. Ögrenciler yilda
iki defa Mart ve Kasim´da kayit yapabiliyor. Ben 2004
yili Kasim ayinin sonunda okula basladim, okula ilk basladigimda
tüm ögrenciler ilgili ve sicak davrandilar. Almanya´ya
bir burs bulmadan geldigim için ilk iki ay oldukça
zor geçti, daha sonrasinda temizlik isinde çalistim
ve bir oda kiraladim. Almanya bir kurallar ülkesi ve
hersey oldukça düzenli. Benim çalisiyor
olmam Prof.lar tarafindan pekiyi karsilanmadi, ancak zamanla
bunu görmezden gelmeye çalisarak çözdüler,
Almanya´ya yerlesmek istedigim ve okulu da bir bahane
olarak kullandigimi düsündüler. Almanya´ya
geldigimde Almanca dil seviyem M1 düzeyindeydi, okulda
derslere ilk alti ay katilimim azdi fakat simdi, iki yil sonra
düsüncelerimi aktarabiliyorum ve akici bir sekilde
bir ders konusu sunabiliyorum. Ilk zamanlarda konusabildigim
ve dili anlayabildigim halde söylenenlerin altindaki
anlamalari çok iyi kavrayamiyordum, Almanlari mental
ve duygusal yönden anladikça dil sorunum da azaldi.
Bence Almanya’ya okumak için gelmeden önce
kisa bir süreligine gelip, okulu kalinacak sehri görmek
önemli, gelip eger Türk veya yabanci bir cevre edinemiyorsaniz
kendinizi yapayalniz hissedebiliyorsunuz, almanlar çok
bireyseller çünkü buna hazirlikli olmak ve
çok hedefli gelmek gerekiyor.
Diger bölümleri bilemem ama benim bransimda teknik
bilgi düzeyinde Almanya oldukça iyi, teknik yöne
Türk sanatinin sicak ve sevecen yanini eklemeye ve kendi
kültürümü olabildigince yansitmaya çalisiyorum,
sanatsal yönden buna açiklar. FIGEN (13.01.2007)
TU-Bergakademie Freiberg:
Ekim 2006 da IMRE MBA programi için Freiberg'e geldim.
Gelmeden önce buradaki tüm Türk ögrencilerin
söyledigi gibi burasi gerçekten çok küçük
bir üniversite sehri. Okul çok eski ve tarihi
bir okul ve programlari gerçekten çok güzel.
Okudugum programdan çok memnunum. Çok yogun
bir MBA programi olmasina ragmen dersler genellikle çok
faydali.Ama Türkiye'de yapilan master programlari kadar
hafif degil. Program dili Ingilizce olmasi büyük
tercih sebeplerinden biri bence. Amerika, Nijerya, Gana,Çin,
Singapur, Kolombiya, Mexico ve Panama gibi dünyanin birçok
farkli yerinden farkli egitim geçmislerine sahip ögrenciler
bu programi seçip bambaska bir kültür de
bir araya gelmisler. Sosyal yasam çok renkli olmasa
da arkadas ortamini kuran insanlar çok güzel vakit
geçiriyorlar. Üniversite bu konuda ögrencilere
çok destek veriyor. Belki çok küçük
bir sehirde ve Bati Almanya'da olmasi sebebiyle elinde ögrencileri
kaybetmemek için devamli bir organizasyon heyecani
içerisinde. Uluslarasi ögrencilere geçtigimiz
3 ay içerisinde (Eylül-Aralik) 15 ten fazla, 10'a
yakini ücretsiz organizasyonlar düzenledi. Okul
ücreti dönemlik 60 Euro olan TU Bergakademie Freiberg,
özellikle çevre mühendisligi ve madencilik
agirlikli olmak üzere birçok bölümü
bulunan bir üniversite. Burada bulundugum 3 ay içerisinde,
geldigim ilk gün disinda hiç pisman olmadim. Büyük
bir sehirden Freiberg'e gelmek insanda önce ters bir
etki yaratiyor ama okul, dersler, arkadasliklar baslayinca
çok rahat uyum saglanabilen bir yer. Tanidigim ERASMUS
Exchange programi ile 6 ayligina gelen ögrenciler, daha
fazla kalmak istiyorlar.
Üniversite seçimi yaparken bence en önemli
etken önce bölüm sonra yasanacak sehir. Freiberg
bir ögrencinin yasamasi için çok kolay
bir sehir.Hayat diger Almanya sehirlerinden çok daha
ucuz ve rahat. CEREN (28.11.2006)
Eichstät Üniversitesi:
Almanya’ya gelen Türk ögrencilerin bana göre
karsilasabilecekleri en büyük sorun kültürel
farkliliktir. Bundan kastim adetler, gelenekler veya görenekler
degil fakat sosyal hayatin kendisidir. Burada farkli bir lisanin
kullanilmasinin yani sira sosyal hayatin kurallari da fakli.
Bunun için Almancayi bilgisinin ne kadar iyi oldugunun
hiç bir önemi yok bence. Ikili iliskilere yon
veren davranis kaliplari çok farkli. Ögrencilerin
buna alismasi için biraz zaman gerekli bana göre.
Benim burada Istanbul’a göre daha küçük
bir sehirde yasamam benim için hiç bir sorun
yaratmiyor fakat ikili iliskilerde ilk zamanlar çok
zorluk çektim."Almanlar soguktur" diye kaliplasmis
bir söz vardir ya, ilk geldigimde buradaki insanlarin
bunun aksine çok sicakkanli oldugunu düsünmüstüm
fakat araya koyduklari duvari bir müddet sonra fark ediyor
insan. Ve bu duvari asmak hiç de kolay degil... Her
seye ragmen bunun benim için çok faydali bir
deneyim oldugunu düsünüyorum. Almanya’dan
sevgilerle... EFE (28.11.2006)
Duisburg Üniversitesi:
Duisburg Üniversitesi’nde Logistic bölümünde
toplam 4 Türk arkadasim var. Ben okul olarak begendim.
Üniversitesi yer olarak ormanlik alanda güzel bir
yer yaninda hayvanat bahçesi falan var... Egitim olarak
bölümden bölüme çok farkliliklar
var... Tabi ki hocalara bagli farkliliklar ama sunu diyebilirim
ki lojistik hocalari gayet iyi ve uygulamalar bayagi fazla:)
görsel egitim var hiç bir sey havada kalmiyor...
Duisburg Üniversitesi'nin eksi tarafi islemlerini yaptirirken
kütüphane olsun yurt kaydi olsun hep almanca gerekiyor,
gerçi bu Almancayi gelistirmek için bir firsat
olabilir :) Benim buradaki Türk arkadaslarim bir sömestr
önce gelmisler ve su anda Bir de sunu söylemek istiyorum
endüstri mühendisligi arkadaslarin hiç zorlanmayacagi
ve su ana kadar gördügümüz derslerin lojistikle
harmanlanmasi gibi bir sey. Yani endüstri mühendisliginden
gelen ögrenciler avantajli durumda oluyor...
Okulda cinlilerden sonra en çok Hintliler var (ISE
ögrencileri) onlar gayet çaliskanlar :) ENVER
(20.05.2005)
HWP-Hamburg Üniversitesi:
Almanya’ya gelmeden önce: Okullar konusunda bol
bol arastirma yaptim ama benim aradigim isletme dalinda Ingilizce
egitim veren bir Master programiydi. Dolayisiyla seçeneklerim
biraz daha sinirliydi özellikle mühendislik alaninda
arayan arkadaslara nazaran. Ingilizce aramak da baya bir seçenekleri
azaltiyordu, genelde çogu üniversite bir almanca
bilgisi sarti koyuyor. Ben Istanbul’da Goethe Enstitü’süne
devam etmistim 2 sene bu nedenle benim aldigim ders sayisi
benim kabul edildigim okulda geçerli sayildi. Kabul
edildigim okul aslinda en çok istedigimdi, HWP-Master
of International Business Administration, Hamburg gibi Almanya’nin
büyük bir sehrinde olmasi, Master of International
Business Administration olmasi, stajin programa dahil olmasi
gibi etmenler benim bu programi seçmemde etkili oldu.
Benim için tek zorlugu Almanca-Ingilizce olmasiydi
programin. Ilk sene agirlikli Ingilizceydi dersler ama ikinci
sene Almanca daha agirliktaydi. Ayni zamanda okul öncesinde
bir Almanca kursu zorunlu tutuyordu ve bunu geçemeyen
kisilerin kaydinin yapilmayacagini söylüyordu, bu
beni Istanbul’da çok korkutmustu, çünkü
bir riskti, gidip de 1,5 ay sonra geri gönderilmek vardi.
Almanya’ya geldikten sonra: Hamburg gibi bir sehirde
karsilasilan en büyük problemle ben de karsilastim,
konaklama problemi. Hakikaten ayarlanilmadan gelinmemesi gerekli,
çok fazla ugrastiran bir konu. Ben gittigimde aslinda
yerim hazir zannediyordum bir Alman kadinin yaninda kalacaktim,
ancak ev hiç de düsündügüm gibi
çikmadi, çok pisti, fare vardi vs ve degistirdim,
bir yer bulana kadar bir otelde kaldim. Benimle beraber bir
arkadasim daha vardi Türkiye’den neyse ki, beraber
60 yakin ev baktik ve 1 ay sonunda bulabildik. Kursla beraber
ev bakmak gerçekten yorucuydu ama neyse ki kurs korktugum
gibi çikmadi, konular genelde basitti ve herkesin öyle
süper bir Almancasi yoktu, kursun sonunda yapilan sinav
da anlattiklarindan ibaretti ve herkesi geçirdiler,
yani aslinda o dönem biraz uyum süreci olarak kullanildi.
Ben kursa katildigima çok memnunum çünkü
Hamburg’da geçirdigim en güzel günlerdi.
Hava ilimandi, kursa katilan herkes heyecanliydi her gün
planlar bir seyler yapiliyordu, hani o ilk gidisin verdigi
heyecan. Gerçek anlamda dersler baslayinca pek baska
bir sey yapmaya zaman kalmiyor maalesef HWP’ de; çünkü
dönemde en az 10 ders aliyorsunuz ve bu biraz zorluyor.
Derslerin hepsi çok zor degil ancak çok fazla
ugras gerektiriyor ödevlermis, sunusmus, sinavlarmis
vs. Dersler bayagi erken basliyor ve sabah 8.15ten aksam bazi
günler 6ya kadar okulda oluyorum, yani tam anlamiyla
bir Master programi denemez, daha çok lisans programi
gibi, aldigim dersler falan da öyle. Master bakimindan
pek tatmin etmeyebilir bu nedenle. Ama bir dil daha ögrenmek
istiyorum, sonunda da Master of International Business Administration
derecesi almak istiyorum ve uluslararasi ortamda degisik kültürlerden
insanlarla olmak istiyorum derseniz program tatmin edici.
Almanya’da yasam: Almanya’da her sey bir sisteme
bagli. Ilk geldiginizde yapmaniz gereken tabi konaklayacaginiz
bir yer bulduktan sonra buradaki yabancilar dairesine gidip
kaydinizi yaptirmaniz ve bizdeki ikametgâh gibi bir
belge almaniz gerekiyor. Ancak o belgeyi aldiktan sonra banka
hesabi açtiriyorsunuz. Banka hesabi ve bu ikametgâh
olmadan hiç bir sey yapamiyorsunuz; çünkü
telefon almaniz, saglik sigortasi yaptirmaniz vs hepsi bu
sisteme bagli ve mesela saglik sigortasi yaptirmadiysaniz
okula kayit olamiyorsunuz. Almanya’da sanirim en ugrastiran
sey bu tip bürokratik islemler ve tüm bu isler tam
oturana kadar en az 1 ay geçiyor. Ben burada genel
olarak yasantimi anlatmaya çalistim. Hamburg’dan
sevgilerle, Beril (06.01.2005)
Fachhochschule Offenburg:
I am a 4th semester student in M.Sc. Energy Conversion and
Management and presently I am writing my Master Thesis at
FH-Offenburg. I come from Istanbul, Turkey. I first heard
about the Master Programmes in Germany, when I was in Dresden
for a 3-months internship in 2000. In that time, they were
quite new in Germany and I think that it was a smart change
in the educational policy. That change gave us the chance
of having a Master’s Degree in Germany because in Turkey
we have 4 years Bachelor’s than 2 years Master’s
but since there was this system of 5 years university education,
which is equivalent to Bachelor’s and Master’s,
in Germany before, the procedure to study here was too complicated.
For this reason, it was not possible to have a Master’s
Degree in Germany for us. This was also causing problems of
recognizing the Degrees between two countries when we wanted
to apply for a job in Germany. I believe that this change
is not only an education reform but also it will have a great
influence for the economical and socio-cultural relationships
between two countries. Having Master’s here brought
me many advantages. Due to the schedule of my Degree I learned
about both Technical Energy Concept and Management and moreover
I had a large variety of elective courses given by well-known
people from the industry. In Turkey, we have a good technical
and theoretical education but I think the strong point of
German education is the co-operation between universities,
institutions and especially companies. The Scientific Project
in the second semester and Master Thesis in the 4th semester
gave me a chance to have work experience in Germany and Europe.
I had my Scientific Project in Alstom (Switzerland) A.G. and
I am having my Master Thesis in “International Quality
Network”, which is a network established by many Universities
(FH-Offenburg included) and Institutions from all around the
world and my study is supported by a DAAD. Since it was an
International programme, I have met many people from all around
the world, I enlarged my perspective of looking at different
cases. I learned a lot about geography, cultures, food, languages
etc. Moreover I had knowledge how to communicate and how to
behave in different environments and different situations.
This was a unique experience for me. I also benefited a lot
due to education in two languages (English-German). I learned
all my German knowledge here and after one year I was able
to attend the lectures held in German. Beside, I learned Spanish
with my friends and improved my French. It is easier to learn
a language when you are always with the people speaking that
language. Offenburg is a small city, but very well located;
30 min. to the French city Strasbourg and also less than 2
hours to Switzerland. Offenburg is a nice place for nature
lovers and sporty types and a good starting point if you like
travelling because it is situated in the middle of Europe.
I also think that Baden-Württemberg is the best state
in Germany to live. The living standard is high, the nature
is beautiful and people are friendlier. When I came here,
I had to work part-time to support my financial situation.
In Baden-Württemberg, students are allowed to work up
to 90 work days per year, which is really helpful and usually
it is possible to find a part-time job at the university.
To talk about the food, I do not think that German Kitchen
includes too many recipes but some of them are really good.
Most of us know some famous food and drinks from Germany;
Beer, Bretzel, Sausages, Potato Salad etc. Luckily, in Baden-Würtemberg
you can find more than that because of French influence. You
may be surprised to hear that it is wine region rather than
beer production and you should try “Flammenkuchen”
and delicious Cheesecakes. For the people who are not interested
in German food you may found a lot of Turkish Doner Shops
with many other additional dishes, and Italian and Asian ones.
If you need to be careful with your budget, you can go to
some cheap Supermarkets such as Aldi, Little or Penny Markt.
There are also a lot of Turkish Groceries and Asian shops.
So, eating the food you like is not a problem at all. Beside,
you can have your lunch in the cafeteria called “Mensa”
at the university. The meals are cheaper compared to outside
since it is supported by the government.
German people usually have good life standard and they are
very organized, but at the beginning it may be hard to adapt
because, for example, the supermarkets in Offenburg are open
till 18:00 or 20:00, or all the shops are close on Sunday.
At the beginning there may be also some communication problems
because most of the Germans would prefer to spend their time
with their German friends, but in time if you work on you
can have good relation with them. In the special case of being
Turkish, you may face some questions due to the prejudices,
but you have to explain them the realities about Turkish people
patiently, then they will understand. I still believe that
there are so many things to do with German-Turkish relations,
from the both sides. Turkish people should work more to introduce
themselves to German people and adapt to the society, and
German people should work on overcoming their prejudices.
This will happen in time and Student-Exchange between two
countries will be an effective mean serving to this purpose.
Selen (07.07.2004)
Oytun:
Ben bu mailde IT uzmani (Bilgisayar Mühendisligi –
H.U.) olarak Türkiye ve Almanya'da çalistigim
yillari ekonomik olarak karsilastirmak istiyorum. Acik sözlü
yeni gelecek ya da gelmeyi düsünen arkadaslara dogru
bilgiler ulastiralim. Gerçi son yillarda Türkiye’de
arkadaslar Bilisim sektöründe Türkiye’de
2001 öncesi ve sonrasi diye iki farki dönemin olustugunu
soyluyorlar. O zaman simdi eger Türkiye’de isiniz
varsa / olabilecekse bu karsilastirma anlam kazaniyor. Almanya
da ise böyle bir ayirim yok. Çalisma hayati dümdüz,
65 yasina kadar. Ben Almanya'da IT Uzmanlarinin Türkiye
ile karsilastirildiginda ekonomik anlamda buna hayat standardi,
refah geri olduklarini gördüm. Bu nasil oluyor.
Yillik 30.000 dolar kisi basi milli geliri olan Almanya nasil
IT uzmanlarina Türkiye (2500 dolar) kadar refah sunamiyor.
Tabii ancak bunu burada yasayinca anlayabiliyorsunuz. Bizim
sifat bulamadigim kisaca dünyadaki tüm kotu sifatlari
verebilecegimiz medyamiz ki burada da faaliyet gösteriyorlar
nedense bu durumu bizlere yillarca hep ters yansittilar. Yanlis
yansittilar. Burada vergiler çok yüksek. Fazla
mesai ve ek ödemelerden (prim. vs) alinan vergiler daha
da yüksek. Amerika ile hiç karsilastirmiyorum.
Geçenlerde gazetelerde cikti. Türkiye Basbakani
3000 € alman basbakani 15000€ aliyormus. Biz Türkiye’de
Basbakanin aldigi maas civarinda maas aliyoruz. Burada var
mi öyle birsek. Burada Üniversitede prof. 10000€
aylik aliyor. Bunun anlami burasi daha devletçi. Memurlar
iyi aliyor. Almanya'da isçiler / diger meslek sahipleri
ile IT uzmanlari arasinda çok büyük maas
farklari yok. Birbirlerine çok yakinlar. Vergi sinifi
ve yil farkina göre isçi IT uzmanindan fazla alabilir.
Sosyal devlet, uzmanligin bir önemi yok. Almanya'da hizmet
sektörü çok zayif. Olanda çok pahali.
Herkes kendi isini kendi görüyor. Beraber çalistigim
38 yasinda IT uzmani, saclarini esine kestiriyormus. Neydeki
Türk berberleri var.
Ben Istanbul’da ara sira meslekten arkadaslarla bulustugumuzu
hatirliyorum. Iskender kebabi nerede yiyelim, yâda baligi
bogazda hangi lokantada yiyelim diye uzun uzun düsündügümüz
anlari hatirliyorum. Nerede o hizmet. O kalite. Almanya'da
devlet zengin bireyler karin tokluguna 65 yasina kadar çalisiyor.
Örnegin evlerin çogu firma ya da sirketlere ait.
Insanlar kiralik evlerde oturuyor. Kiralar yüksek ve
evler küçük. Bizde 3–5 yilda iki kisi
çalisinca borç vs. ev alinabiliyor. Biz Türkiye’de
130 m2 evi begenmiyorduk. Burada 74 m2 iyi geliyor. Eger saat
12.00 – 13.00 ya da 18.00 – 19.00 arasi ICE hizli
treniyle yolculuk yapiyorsaniz görmüsünüzdür.
Çogunluk çantasindan peynir ekmegi çikartip,
güzelce yemegini yiyor. Sonradan ögrendim ki oranin
bilmiyorum belli kesim O günlerinde peynir ekmek yiyormus.
Adi sürme ekmek. Ben Ibrahim Tatlises’in toplumun
en fakir insanlarini canlandirdigi amele rollerini hatirliyorum.
Peynir, ekmek, zeytin ve uzum. Ne güzel bir sofraymis
bu amele sofrasi. Son bir konu. Bizim çesitli oda /
dernekler 4 kisilik ailenin zorunlu harcama gideri çikariyor.
Su an bir bucuk milyar herhalde. Türkiye’de bu
çikan rakama üzülürdüm. Kim kazaniyor
bu kadar para yazik derdim. Simdi merak ediyorum. Acaba o
arastirma listesindeki mal ve hizmetlerin Almanya da karsiligi
nedir. Almanya'da 4 kisilik ailenin zorunlu harcamasi nedir.
Çalistigim 650 kisilik IT firmasinda en yüksek
maasi alan kisilerin giyimine bakiyorum.15–20 yillik
kazaklar. Vs. Hep ayni seyler. Kis günü terlikle
ise gelmek.1,5 yildir ayni ayaktaki kot pantolon ve gömlegi
giyen vatandas var. Herhalde zevk olsun diye bunu yapmiyorlar.
Bende artik son olarak burada giymek için esime Mahmutpasa,
Sali pazarindan giysiler aldirdim. Onlar bile fazla geliyor
( Mezun olduktan sonra ilk kez). Son Söz: Bu Green Card
isi yeni mezun 1–3 yil tecrübeli bekâr arkadaslar
için uygun gözüküyor. Parali askerlik.
Vs.
Evli kiklere asla tavsiye etmiyorum. Gerçi o tecrübedeki
kisilere Green Card veriyorlar mi bilmiyorum. Benim bildigim
gelenler iyi Mühendisler. Selamlar. Oytun (05.05.2004)
Bochum Üniversitesi:
Öncelikle okudugum okul Ruhr Universität- Bochum.
Bolumum ise Computational Engineering. Türkiye`de YTU
insaat mühendisligini bitirdikten sonra Almanya`Ya gelmeye
karar verdim. Almanya` ya gelirken açikçasi
pek de fazla arastirma yapmamistim ve Almanca dili hakkinda
hiç bir fikrim yoktu ki burada Ingilizcem de fazla
parlak degildi. Ama yinede ben azmettim ve Almanya`ya geldim.
Ilk günümde önceden ayarlamis oldugum yurduma
giris, okuluma kayit yatirdim ve Almanya’daki yeni hayatima
basladim. Simdiye kadar burada 6ay geçti ve her sey
gayet iyi gidiyor. Açikçasi çok büyük
bir dertle karsilasmadim. Eger bir okula kaydiniz var ise
her sey(vize uzatma, yurt bulma, vs)hiçbir zorlukla
karsilasmadan gerçeklestiriyorsunuz. Bochum Üniversitesi'ne
gelecek arkadaslara tavsiyelere gelince; öncelikle okula
basvurduklari anda üniversitenin bünyesinde bulunan
yurt kurumunda online basvuru yapmalari (www.akafoe .de).Çünkü
bu okulda güzel bir yurda yerlesmek sizin ikna gücünüze
göre 3 ayla 6 ay arasinda degisiyor.Fakat Siz okula geldiginizde
elinizde 7 aylik bir basvuru suresi olursa sizin gelir gelmez
bir yurda girebilirsiniz. Onun disinda Ruhr Bölgesi Türkiye`den
çok da farkli degil çünkü gördügünüz
her 10 insandan 1` i Türk. Almanya egitim sistemi ise
Türkiye´dekinden tamamen farkli. Computer Engineering´de
derse girme zorunlulugu ve vize yok. Sadece tek bir sinav
var. Dersler çok teorik ve günlük hayatta
ve projelerde kullanabileceginiz türden degil. Türkiye’de
ögrenciler zorla okutulurken, benim bölümümde
her sey tamamen ögrenciye birakilmis durumda. Bolum daha
çok insaat mühendisligi ile ilgili, ama birçok
makine mühendisi ögrenci de mevcut. Günlük
yasama gelince; Almanya`da egitime gelecek arkadaslarin gelmeden
önce maddi durumunu güzelce ayarlamalari gerekiyor,
çünkü is bulmak özellikle almanca bilmeden
çok zor. Almanca bilmeden yapilacak isler ise pek kalifiye
degil. Almanya yasamak için çok da pahali degil.
Eger hala okumak istiyorsaniz burada keyifli zaman geçirme
olasiliginiz yüksek. Benim yasadigim sehir her ne kadar
küçük olsa da çok yakin mesafelerde
Essen, Duesseldorf, Köln gibi sehirler var. Üniversitenin
ögrenci kartiyla NRW denen bölgede tüm toplu
tasima araçlarini bedava kullanabiliyorsunuz. Buda
hayati çok fazla kolaylastiriyor.
Sonuç olarak buradaki ögrenim hayatiniz boyunca
giderlerinizi karsilayabilecek ve de okumak istediginiz bir
bolum bulursaniz burada güzel zaman geçirmemeniz
için hiçbir neden yok. Onur (15.09.2003
– 25.03.2004)
Öykü:
Ilk önce ekonomik olarak bahsedeyim, isin açikçasi
ben burada "Krankenversicherung" un çok pahali
oldugunu zannetmiyorum ve bunu yaptirmanin zorunlu oldugunda
bilmiyordum, yaklasik bir yildan beri ev kirasi gibi 137 Euro
bu saglik sigortasinin parasini veriyorum, ama bu fiyat erkeklerde
daha düsük, çünkü kadinlarin masrafi
çok fazla oluyormus. Ama ögrenci olursan hemen
bu sigorta parasi 50 Euro ya düsüyor. Onun disinda
ev kirasi dedigim gibi 150 Euro'dan asagi yok, aslinda ev
degil, oda kirasi 15 metrekare falan civarinda olanlar. Üniversiteye
girmek benim bolumum, resim için biraz zor... Burada
ilk önce tabiî ki bir almanca dil sinavini geçmen
lazim, üniversitede okuyabilmen için. Ben yaklasik
8 ay dil kursuna gittim ve bu almamaca dil sinavina girdim
( daha sonuçlari gelmedi ). Sinavinin zor oldugunu
söyleyebilirim. Bu sirada resimle ilgili üniversiteler
yetenek sinaviyla aliyorlar ögrencileri. Ya da Türkiye’de
üniversitedeysen 2. siniftan itibaren Almancaya herhangi
istedigin bir üniversiteden geçis yaptirabiliyorsun,
tabi dil sinavindan geçmek sartiyla. Isin açikçasi
bu daha kolaymis :))) benim gibi üniversiteyi bitirmissen,
burada bazi sehirlerde ( yönetim degisiyor sehirden sehre)
üniversiteyi 2. sefer tekrarladigim için sanki
okulu uzatiyormusum gibi, ögrenci vergisinin 2 katini
vermek zorunda kaliyorsun ve en bastan 1. siniftan baslamak
zorundasin. Örnegin Berlin’de, eger daha önce
bir bölümden mezun olmussan, baska bir ülkeden,
bir daha o bolumu okuyamiyorsun. Simdi benim okula gidecegim
sehirde de ben 1. sömestrden degil,5. sömestrden
basliyorum. Her yer degisik yani Almanya’da. Okula daha
baslamadigim için o konuda bir bilgi veremeyecegim...
Almanlara gelince acayip soguklar, bir seneden beri buradayim
ama hala bir alman arkadasim olmadi... Ama bir suru baska
ülkelerden arkadasim var, Amerika, Ispanyol gibi... Almanlar
kesinlikle yabancilari sevmiyorlar, maalesef. Kesinlikle bir
on yargiyla yaklastiklari kesin... Almanya’daki Türklere
gelince, onlarda bir felaket :) bizim orda isini tutturamayan
buraya gelmis:) ama tabi birkaç istinada var ama onlarda
Türk mü Alman mi belli degil, iki kültürün
arasinda kalmislar yani... Öykü (24.03.2004)
Hamza:
Nerden baslayalim, hikâyenin basindan, yani Istanbul’dan.
Bu sehirden hala nasil ayrildim anlayamiyorum. Isin zor yani
da bu sanirim. Türkiye’de her dönem oldugu
gibi benim okulda oldugum, üniversiteye baslayacagim
dönemde egitimde bir oyun, hem de ahlaksiz bir oyun oynandi.
Ahlaksizliginin olcusunu adaletten yoksun olusuna borçlu
bir oyun. Egitimdeki firsat esitsizligi beni baska arayislara
itti ve iki üç yillik bir bocalamadan sonra bir
secim yaptim ve Istanbul'a arkami dönerek Avrupa’ya
yollandim. Burada geçirdigim yaklasik on ay süresindeki
düsüncelerimle gelmeden önceki düsüncelerimi
karsilastirdigimda pek bir degisiklik görmüyorum.
Bunu kim bilir belki de Istanbul askimdan dolayi söylüyorum.
Buraya yani Almanya sadece okumak için geldim ve gücüm
yettigi kadar da bu böyle devam edecek. Buraya gelmeden
önce Istanbul da vize isleriyle ugrasirken epey bir güçlük
çektim, kefil ayarlamak ve Almanya’da bir kursa
kayit yaptirmak konusunda genelde güvendigim insanlardan
kaynaklanan sorunlar nedeniyle yaklasik bir alti yedi ay buraya
geç geldim. Münih'e geldim ve halada burada ikamet
ediyorum. Geldigimde ilk olarak iki ay süresince bir
Türk ögrenci evinde kaldim, epey rahatsiz olmama
ragmen burayi da buldugum için sansliydim, çünkü
Münih’de de ev bulmak bir ögrenci için
hem de yabanci bir ögrenci için oldukça
güç. Daha sonra üniversitenin kursuna kayit
yaptirdigim için (Ludwing Maximilans Universität
München) normalde bir sene beklemem gerekirken bir güzellik
oldu ve bana ögrenci yurtlarindan bir oda cikti. Kaldigim
yeri biraz tarif edeyim; her ögrencinin bir odasi var,
yaklasik on on iki kisi bir mutfagi ve ortak tuvalet- banyoyu
kullaniyoruz. Kaldigim yerden oldukça memnunum. Ortak
ve tek ana dilimiz almanca, bu sayede kurstan daha çok
almanca öredim diye bilirim. Bir televizyon ve yemek
odamiz var. Tam olmasa da bazen ortalik biraz kirli olsa da
bir aile gibiyiz. Ama su var ki buradaki üniversite ögrencisi
bizdekilerden çok farkli, tam olmasa da bir parti ve
seyahat toplumu bu insanlar. Mutlaka her hafta bir veya iki
büyük partiyi yasaya bilirsiniz, tabi bunlara karnavallar,
yilbasi ivir zivir birçok seyi de katarsaniz ne demek
istegimi anlarsiniz. Küçümsedigim için
yazmiyorum bunlari, buralarda hayat böyle onu demek istiyorum.
Arkadaslarimin büyük bir çogunlugu Alman,
Türk ögrencilerle gerek dil gerek kafa olarak pek
uyusamiyorum. Yok degil burada yetisen Türk ögrencilerden
ahbap olduklarimda var, ama dedigim gibi simdilik uzak durmaya
çalisiyorum. Buradaki ögrenim hayati hosuma gidiyor,
insanlar burada ögrenim hayatlarini ciddiye aliyorlar,
ögretenler de tabi. Ögrenciye ögretene deger
veriliyor. Sehirler çok güzel ve genelde her sehrin
ortasindan bir nehir geçiyor. Seyahat yapmayi seven
biri olarak Köln, Berlin, Nürnberg, Leipzig, Frankfurt
ve Salzburg gibi sehirleri dolastim. Benim sehir olarak gözdem
Köln. Her sehrin gerek dil gerek yasayis olarak kendine
göre özellikleri güzellikleri var. Sunu açikça
söyleye bilirim ki ben Almanya'da yasayamam ama Almanlari
ve sehirlerini sevdigimi söyleye bilirim. Daha üniversitedeyken
Istanbul’da, DAAD üzerine yaptigim arastirmanin
da bu düsüncelerim üzerinden büyük
etkisi yok degil. Suan almanca kursunu bitirmis olarak yaz
döneminde de üniversiteye ye Köln de baslamak
için hazirlaniyorum. Daha tam kararimi vermemis olmama
ragmen suan ki durumum böyle. Benim karsima simdiye kadar
genelde sicak almanlar mi çikti bilmiyorum, o hep sözü
edilen alman soguklugunu daha yasamadim. Bu degismez bir kural
olarak hep kisinin kendisine bagli diyorum ben. Çalisma
olanagina gelince ögrenci olmadan bu genel olarak zor,
ama buluna bilme olanagi da yok degil. Sunu da hemen ilave
edeyim, alman hükümeti su son bir kaç haftadir
kacak çalismayi önlemek için çok
siki önlemler almaya basladi. Ben sahsen Türk ögrencilere
ders veriyorum, genelde Türk çocuklarinin okulla
bir yigin problemleri var. Bu da bize yariyor, zorda olsa
yasamaya devam etmek gerekiyor. Almanya da üniversite
egitimi bizim Türkiye de ögrendigimiz kadar ahim
sahim bir sey olmasa da, belli bir kalitede, tabi bölüme
göre sehre göre degisen bir sey bu. Ama bir kalite
düsüsü de görülmüyor degil,
bunun için iki sene içerisinde devletin yeni
politikasina göre üniversitelerde bir degisme bekleniyor.
Ayrica artik egitim eskisi gibi parasiz da degil, yillik ortalama
1000 Euro (eyaletten eyalete degisiyor bu) harç parasi
uygulamasina da baslandi. Sözlerimi Almancanin zorlugu
ile tamamlaya bilirim, Almanya’da okumak isteyen eger
hala birileri varsa, öyle bir yilda Ingilizce gibi ögrenilecek
bir sey olmadigini ben kendi tecrübelerime dayanak söyleyeyim.
Ama benim sevgili dilim o baska. Yazacaklarim bu kadar biraz
önce sokakta dinledigim müzisyenlerden mi ne olacak
kendimi iyi hissediyorum. Sevgilerle. Hamza (06.03.2004)
Özgür:
Benim aslinda Almanya ile ilgili yazacak çok fazla
seyim yok, çünkü genelde yasadigim problemler
kisisel oldu. Akraba çevresi gibi. Ama sunu söyleyebilirim;
burada yasam öyle sadece Türkiye’den bakildigi
gibi degil, insanlar buraya gelmeden önce mutlaka o müthis
iyiymis gibi görünen olanaklari daha iyi arastirsinlar.
Buraya geldigimde ucan daireler falan görmeyi beklemiyordum
ama hem gelecek açisindan hem de teknoloji açisindan
daha fazla beklenti içindeydim. su ana kadar görmüs
olduklarim beni tatmin etmedi. buranin havasi da insanlari
gibi soguk,hele Türkiye den gelenlerden hiç bahsetmeyeyim.aci
olan onlarin bir kismi iki kültür arasina sikismis
olmalari,burada belki ayni dili konusuyorsunuz ama bu anlasmak
için yeterli olmuyor.degisim sart ama gelecek arkadaslar
bence çok daha iyi arastirmalari ve her seyden önemlisi
maddi konular çünkü yasam standardi ve insana
verilen deger yüksek ama bunun faturasini da sonuçta
burada yasamak isteyenler ödüyor.buraya gelmeden
önce tüm on yargilari bir kenara birakmak,sadece
alman dilini degil ayni zamanda alman kültürünü
de ögrenmek gerekiyor.asil olan bu,degisim sart! Degisime
hazirlikli olmayan veya iletisime önem vermeyen, veremeyen
birçok insan hayal kirikligiyla geri dondu. Ben henüz
iki aydir buradayim gittigim dil okulunda hem sinifta hem
de tanidigim farkli ülkelerden gelen birçok insan
geri döndü. Bu benim için en iyi örnek
herhalde... Bunlara ragmen burada yasamaktan mutluyum, bunlar
tabiî ki sadece görebildigim (eksikliklerde vardir)
bazi negatiflikler. Olumlu en güzel tarafi insana insan
gibi deger veriliyor olmasi. Aslinda yazacagim çok
sey var ama devam edersem hava alaninda beni polisler karsilayabilir.
Hukukumuza uymaz sonra. Selamlar, Özgür
(13.02.2004)
Humboldt Üniversitesi:
Bogaziçi Makine 2003 mezunuyum. Lisem Izmir 60. Yil
Anadolu Lisesi. Berlin’de Humboldt Üniversitesi’nde
MEMS (Master of Economics and Management Science) programindayim.
Berlin çok rahat bir sehir. En uzak mesafe 1 saat ama
ulasim tren+metro+tramvay+otobüs olarak birbirine çok
kolaylik saglayan baglantilar seklinde çok kopmak,
her yer elinizin altinda. Burada beni en çok sasirtan
köpek(sahipli) sayisinin fazlaligi kadar çocuk
sayisinin azligiydi. Ama bu gençlerin çok olmasini
engellemiyor çünkü disardan üniversite
okumaya gelenlerin sayisi çok. Berlin’de üç
üniversitede toplam 100.000’in üstünde
üniversite ögrencisi var, bunun 37000’i bizim
okulda-içlerinde 5000’e yakin yabanci ögrenci
var. Bu da bir anlamda sehri emekli ve üniversiteli sehri
yapiyor, gece hayati çok hareketli. Hava biraz soguk
ama siki giyinince problem olmuyor. Benim bölümüm
bayagi zor bir bölüm, üç dali-isletme,
ekonomi, bilisim sistemleri -bir arada veriyorlar. 89 kisinin
arasinda on Türküz burada. Ama her milletten insani
bulabiliriniz hem Berlin’de hem MEMS’de. Benim
anlatacaklarim bu kadar. Görüsmek üzere…
Çagdas (20.01.2004)
Fachhochschule Köln:
Herkese merhabalar, öncelikle kendimi tanitayim. Adim
Alper Özsevim, 2003 yilinda Istanbul Üniversitesi
Isletme Fakültesinden mezun oldum. Ayni yilin Agustos
ayinda, daha önce yapmis oldugum basvurularin sonucu
olarak, Fachhochschule Köln´den Isletme Bölümü
için kabul aldim. Okulun yapmis oldugu Almanca dili
yeterlilik sinavini da kazanarak bu sene basinda buradaki
egitimime basladim. Ilk olarak sunu belirtmeliyim ki; buraya
gelmeden önce kafamda çok büyük soru
isaretleri vardi. Çünkü benim gibi Türkiye`de
ögrenimini tamamlayip Almanya´da yüksek lisans
yapmis insanlar bulamadigim için onlarin bu konudaki
tecrübelerinden faydalanma imkânim olmamisti. Bu
yüzden yazdiklarimin herkese yararli olmasini ümit
ediyorum. Öncelikle Almanya`ya geldigim zaman edindigim
ilk izlenimlerimden bahsedeyim. Almanya 'daki üniversiteler
devlet okullari oldugu için, hiç kimse geldigi
zaman hos geldin kokteylleri veya oryantasyon programlari
beklemesin. Yabanci ögrenci olarak her turlu sorununuzu
kendiniz halletmek zorundasiniz. Bu sorunlarin en basinda
ise özellikle Köln gibi ögrencilerin yogun
oldugu yerlerde karsilasilan kalacak yer bulma sorunu gelmektedir.
Sahsen ben, bir ögrenci yurdunda yer bulana kadar, ilk
1 ay içinde 5 defa tasindim. Daha küçük
sehirlerde ise bu konu o kadar büyük sorun olmamakla
birlikte, okul yurtlarinda yeni gelenlere öncelik taninmaktadir.
Ama Köln`de gerçekten büyük bir sorun.
Bu yüzden gelmeden önce, tanidiklariniz veya internet
araciligiyla kalacak yer aramaya baslamaniz sizin için
yararli olacaktir. Türkiye`de herhangi bir sekilde yüksek
ögrenime baslamis veya bitirip buraya gelen ögrencilerin
karsilasacagi ikinci bir konu ise; Türkiye`deki derslerin
buradaki okul tarafindan kabul edilmesi ve buna bagli olarak
da buradaki egitiminizin kaç sene sürecegi konusudur.
Buradaki yüksek ögrenim sistemi Grund- ve Hauptstudium
olmak üzere ikiye ayriliyor. Sanildiginin tersine Türkiye`de
üniversite bitirmis bir ögrencinin Grundstudium
denilen temel egitimi atlayarak direkt olarak Hauptstudium`a
baslamasi ve 2 senede okulu bitirmesi diye bir kaide yok.
Derslerinizi saydirmak için okul basladiktan sonra
konuyla ilgili profesörle görüsmeniz gerekmektedir.
Okul sistemine ve profesörün kararina göre
kaç sene daha okuyacaginiz ve kabul gören dersleriniz
belli olmaktadir. Türkiye`de hangi üniversiteden
geldiginiz ise bu konuda belirleyici bir kistas olmamaktadir.
Özellikle benim gibi sözel bolum ögrencileri
için ise ortak derslerin az olmasi nedeniyle ögrenim
suresi daha da uzamaktadir. Üniversitelerdeki egitim
düzeyine gelecek olursak, kendi okulum için konusuyorum
gerçekten çok iyi düzeyde bir egitim sistemi
var. Insan bir seyler ögrendigini hissediyor. Ama açikça
söylemek gerekirse bana göre Türkiye`ye oranla
daha zor ve ders konulari çok daha yogun. Ögretim
görevlileri ise ögrencilere son derece kibar yaklasiyorlar.
Kesinlikle yabanci ögrenci ayrimi yapmadan bütün
ögrencilere esit davrandiklari gibi bazilari yabanci
ögrenciler için ek dersler bile yapiyor. Egitimin
yani sira, okullarda çok çesitli ve tatmin edici
kültürel ve sosyal aktiviteler gerçeklestiriliyor.
Ögrencilerin ulasim ve beslenme ihtiyaçlari da
son derece iyi karsilaniyor. Almanya'da ki üniversite
ögrencilerine sehir içi ulasim ücretsiz.
Yemekhanelerdeki menüler ise uygun fiyatli olup, herkese
hitap eder sekilde hazirlaniyor. Yani genel atmosfer gerçekten
pozitif ve her sey ögrencilerin rahat etmesi için
çok iyi sekilde tasarlanmis. Son olarak topluma ve
toplumun yabancilara bakis acisina kisaca deginmek isterim.
Almanya çok düzenli ve medeni bir ülke. Saglik,
egitim ve bunun gibi birçok toplumsal konu sistematik
olarak çözüme kavusturulmus, sorunsuz bicimde
isliyor. Genel olarak bakacak olursak insanlar da son derece
hosgörülü ve kibarlar. Ama dünyanin her
yerinde oldugu gibi Almanya`da da yabancilara hosgörüyle
bakmayan insanlar var. Fakat yüzdesel olarak bu tur insanlar
toplumda çok küçük bir kesim teskil
ediyorlar. Almanca`yi eksiksiz konustuktan sonra insanlarla
iletisimde ve topluma uyum saglamada bir sorun yasanabilecegine
ben sahsen inanmiyorum. Bu yüzden buraya gelmek isteyen
herkesin, gelmeden önce ögrenebildigi kadar Almanca
ögrenmesi yararina olacaktir.
Almanya`da edindigim tecrübelerle ve gözlemlerimle
buradaki yüksek ögrenim hayatini olumlu, olumsuz
yanlariyla kisaca incelemeye çalistim. Yukarida belirttigim
bazi sorunlar ise kimsenin hevesini kirmasin. Insan önüne
çikan zorluklari astikça basariya ulasiyor ve
kendini gelistiriyor. Burada okumak isteyen ögrencilere
tavsiyem ise; gerek okullara basvuru asamasinda gerekse vize
asamasinda çikabilecek engeller hiç birinizi
yildirmasin. Çünkü Almanya`da geçirilen
yüksek ögrenim hayatinin insana bilimsel ve kültürel
yönden çok seyler kazandirdigina ve katlanilan
bütün zorluklara degdigine inaniyorum. Saygilarimla.
Alper (14.01.2004)
Cottbus Teknik Üniversitesi:
Gelen iyice düsünsün tasinsin gelsin. Olanak
olarak okul fena degil tabi. Yani bazi imkânlari Türkiye’de
özel üniversitelerde var sadece. Mesela burasi mimarlik
konusunda Almanya’da ikinci sirada. Mimarlik okumak
isteyen gelsin. Ama bizim bolum daha çok yeni (World
Heritage Studies). Sorun zaten hem okulun teknik üniversite
olmasi, yani sosyal bilimler için anlayisi ters, hem
de dogu Almanya’da olusu. Okulun bizim Marmara Üniversitesi
gibi bir havasi var iste. Ama Kars’ta açilmis
hali diyeyim. Buradaki bedava egitimi Istanbul’da alamazsin
bu kesin. Mesela sabaha kadar açik internet odasi var.
Bedava her sey, teknik olanaklara inanilmaz yatirim yapmislar.
Her sey otomatik. Cipli ögrenci kartinla her yere girebiliyorsun.
Ama benim bölümünün egitimi için
gelelerin sirf bu konuda kariyer yapmak istemeleri lazim.
Yani sürünecekler bitirince. Çünkü
kalifiye elemanlar zaten UNESCO’da ve diger büyük
organizasyonlarda çalisiyorlar. Bir de sen hem Türk
hem de daha yenisin. Kolay degil. Dönüp kendi ülkende
çalisacaksin. Artik allahin devletteki bürokratik
ayilara tarihimizi koruyalim derken ne kadar rezilligin çikacagini
tahmin edin. Bu is sevdayla olmayacak anladik. Politik, ekonomik
bir sürü neden var isin içinde. Bizim gibi
bir ülkede bunlardan bahsetmek daha zor. Neyse. Valla
gelen gelir begenmeyen döner. Önemli olan sey bölümün
çok özel bir egitim vermesi, yani Türkiye’de
daha bu anlayis yerlesmemisken temeli, Avrupai düsüncesinin
enternasyonal duyarliligi artirmak için bir yöntem
gelistirmis olmasi ve bu sistemin diger ülkeler tarafindan
kullanilmasi. Sistem sadece Avrupalilarin zihniyetiyle hazirlanmis
oldugundan 2. ve 3. dünya ülkelerine adaptasyonu
çok zor. Ben Almanya’da bir binayi koruma altina
almak için gerekenleri yerine getirsem biliyorum ki
adamlar dikkate alirlar beni. Ama Türkiye’de böyle
bir sart yok maalesef. Zaten isin kötü tarafi UNESCO'nun
seçtigi bir bölgenin dünya mirasi olmasiyla
da is bitmiyor. UNESCO sadece sembolik bir ad veriyor ona.
Gerisini senin ülken finanse etmeli. Yoksa UNESCO para
basmiyor. Hatta Avrupa’nin da parasi yok. Almanya’ya
geldigimden beri Almanya’nin ekonomik durumunun ne kadar
kötü oldugunu duymaktan biktim yani. Bilmiyor burada
insanlar dört sene evvel geldigimden daha mutsuz geldiler
bana. Herkesin gelip görmesi lazim. Burada okuyup dönünce
Türkiye’de ki üniversitemi daha iyi hale getirmeliyim
demeliler. Çünkü Avrupa’da gelecek
yok. Çok yasli ve yorgun ve ayrica sosyal sistem nerdeyse
çökmek üzere. Biz inanilmaz genciz onu fark
ettim. Müthis bir potansiyelimiz var Avrupa’ya
göre. Egitimimiz, bilgi açisindan farkli degil,
daha çok bilgiye ulasmak için imkânlarimiz
sinirli... Yani daha fazla yatirim yapilmali yoksa bence bizde
"olan" onlarda yok aslinda. Yesim (18.12.2003)
|
 |